Köşe Bucak Dünya Dergisi

Köşe Bucak Dünya Dergisi, ülkesi "Tüm dünya" olan ve kendi içinde sanatı barındıran Ali Sami Palaz'ın eserlerinden biri. Bundan 26 sene önce tanıştığım, çocukluğumun en güzel zamanlarını bana hediye eden Ali Sami Palaz'a sözü bırakıyorum.

Ali Sami Palaz kimdir?

Cevabını bilmediğim soru? Ben kimim? Keşke bu sorunun cevabını bilebilseydim. Hali hazırda kendini arayan bir adamım. Ha kaç yılı geride bıraktım, hangi okullara uğradım, kaç ayakkabı eskittim gibi şeyleri merak ediyorsanız bilemem. Onları anlatmayı hiç istemiyorum. Konya da dünya geldim ve olaylar hızla gelişti.
Bugün Köşe Bucak Dünya isimli bir televizyon programı ve aynı isimli birde dergi çıkartıyorum. İkisi de bir seyyahın gezi izlenimlerini anlatıyor. Bu dedenle bende kendimi daha çok ezelden ebet e seyahat eden seyyah olarak tanımlıyorum.

Köşe Bucak Dünya yayın hayatına nasıl başladı? Derginin doğuşuna vesile olan bir dönüm noktası var mı?

Başka bir coğrafyada uyanmanın büyüsüyle, dünya yı köşe bucak gezerken yaşadıklarımı başkalarıyla paylaşma isteğinden doğdu dergi. Aynı ruhu taşıyan gezginlere de haber salındı “Mavi gezegenimizde gördüklerinizi bizimle paylaşın” denildi. Çağrımız karşılık buldu, gezginler çıkınlarında biriktirdiklerini bizimle paylaştı. Dergimiz Seyyahların seyir defteri oldu.

2010 yılında ilk sayısı yayımlanan dergimiz iki ayda bir okuyucusuyla buluşuyor. Dergimiz içeriği ağırlıklı olarak,gezi ve kültür-sanat olsa da çeşitli lezzetler,tarih ile ilgili bilgilerin yanı sıra hiç bilinmeyen ilginç koleksiyon(Topaç,Terzi yüksüğü gibi) yazılarına da yer veriyor.Röportajlar da vazgeçilmezlerimiz arasında. Köşe Bucak Dünya Dergisi, dünyaca ünlü Grammy ödüllü müzisyen Zakir Hüseyin ve yine dünyaca tanınmış yazar Alberto Manguel  yaptı. Bunun gibi alanında tanınmış fotoğrafçı, gezgin, yazar ve sanatçılarla röportajlar yapıyoruz. Dergimiz Türkiye Gezginler Kulübü Derneği tarafından 2013 yılında “yılın en iyi gezi dergisi” ödülünü aldı.


Gezmek size ne kazandırdı?

Daha çok insan oldum. Fabrika ayarlarıma döndüm diyebilirim. Yani daha vicdanlı, anlayışlı, daha çok şükür eden, daha çok dua eden. Haset etmeyen, kin tutmayan, daha yardımsever, daha sevecen daha sabırlı yani dediğim gibi daha bir insan oldum. Özetle böyle

Siz gezgin misiniz, turist mi yada, gezgin ile turist arasında fark var mıdır?

Elbette fark var. Ben bir gezginim seyyah olmak isteyen bir gezgin. Bana göre seyyah ile gezgin arasında da fark var. Ama şimdi sadece Gezgin ile turist arasında ki farktan bahsedelim.

GEZGİN: Kendi görmek istediği yeri gezer, görür. Meraklıdır, Keşfetmeyi sever.

TURİST: Kendisine gösterilen yerleri, gezer, görür. Göreceği yerlerin planını başkaları yapar ve gezdirir.

GEZGİN: Maceracıdır, tutkuludur, heyecanla gezer. Her fırsatta gittiği yerin halkının hayatına karışmak ister. Onların düğün, cenaze bayram gibi günlerini onlarla yaşamak ister. Ev hayatlarını, yemeklerini gelenek ve göreneklerini merak eder.

TURİST: Maceradan uzak durur, gittiği yerde bir fotoğrafı olsun diye gezer. Bende gittim bende gördüm diyebilmek için gezip tozar. Gittiği yerle ilgili derinlemesine bir bilgisi yoktur. Başında ki rehber anlatsa bile dinlemez, çünkü Turist o sırada fotoğraf ve alış verişin derdindedir.

GEZGİN: Gittiği yerin şartlarına uyum sağlar, konfor önceliği değildir ve gittiği yerdeki halkın yaşantısına, inancına saygı duyar. Eleştirmez, yargılamaz ve şikâyet etmez.

TURİST: Konforuna düşkündür. Kalacağı otel yıldızlı olsun, otobüsü klimalı olsun, caddeler aydınlık olsun, sokaklar geniş olsun, trafik rahat olsun, gürültü olmasın, yemek ne sıcak ne soğuk olsun ister. Kısacası ister de ister. Gittiği yerde ki halkın yediğini içtiğini, giydiğini adetini geleneğini göreneğini eleştirir, ayıplar, küçümser ve yargılar.

GEZGİN: Organiktir, doğaldır, tarla domatesi gibidir, toprakla ve gökyüzüyle direk bağlantılıdır. Gittiği yerde, göze batmaz, sanki orada doğmuş ve yaşamış biri gibidir. Bünyede rahatsızlığa sebep olmaz.

TURİST: Sentetiktir, yapay ve yapmacıktır. Sera domatesi gibidir. Gökyüzüyle arasında konfor vardır. Gittiği yerde hemen fark edilir. Bünye çoğu zaman onu kabul etmez.

Liste daha uzar gider ama sanırım ne demek istediğimi anladınız.


Hep sorula gelen bir sorudur, sizce çok okuyan mı bilir çok gezen mi?

Okudukça gezen, gezdikçe okuyandır bilen. Ben okudukça geziyor, gezdikçe okuyorum. Bir bilen miyim onu bilmiyorum ama okudukça gezmekten, gezdikçe okumaktan memnunum. Nasıl yani, nasıl oluyor da oluyor diye soracak olursanız anlatayım.

Gitmeden önce gideceğim yerle ilgili okuyorum, bilerek gidiyorum. Orada gördüğüm duyduğum yeni şeyleri de ülkeme gelince araştırıp okuyorum. Okumak beni gezmeye zorluyor, gezmek ise beni okumaya.

Sizce biz okuyan ve gezen bir toplumuyuz?

Öncelikle şunu belirmeliyim. Eğer istersen kendi şehrinde mahallende hatta evinde bile gezgin olabilirsin. Mesele etrafına merakla ve hayretle bakabilmekte. Mahallende ki sokakları merakla adımlaya biliyorsan, papatya seni şaşırtıyorsa, odandaki koltuğa kitaplarla buluşmak için bir yolculuğa çıkabiliyorsan, gezginsin demektir. Oturduğun koltukta içine doğru bir yolculuğa çıkmayı başarabilenlerdensen seyyah olmuşsun demektir.

Sorunun cevabına bu pencereden bakınca maalesef okuyan ve gezen bir toplum olmadığımızı söyleyebilirim.

Gezmek için bir yol haritanız oluyor mu?

Uzaklar çağırınca gidiyorum. Gideceğim yerlerle ilgili çok bariz planlarım olmuyor. Çoğu zaman gittiğim yerde öğreniyorum o coğrafyaya geliş nedeni mi? Meğerse bir çocuğun gülüşünü görmeye gelmişim. Bir başka yerde bir bakıyorum insanın en saf haliyle tanışmışım, onun için buradayım. Yani bir yerlere gitmeyi düşünürken kendimi bambaşka yerler de buluyorum. Bu nedenlede bir yol haritam yok diyebilirim.

İlginç olduğu kadar inanılması zor birçok şey görmüş olmalısınız. Bunlardan bahseder misiniz?

Bahsedemem, çünkü dayanamıyorum artık. Gördüğüm güzellikler de, kötü şeyleri de anlatamaz oldum. İsveçte 6 yaşında ki çocuğun gözlerine baktığımda gördüğüm şey ile Sudan da ki aynı yaşta ki çocuğun gözlerinin bana anlattığı şeyi nasıl anlatabilirim?

Afganistan da insanın en saf haliyle karşılaştığımda neler hissettiğimi nasıl kelimelere dökebilirim?

Gördüklerim, duyduklarım, hissettiklerim kısacası yaşadıklarım, beni tepeden tırnağa etkiledi. Seyahat dönüşü haftalarca uyuyamadığım zamanlar oldu. Hatırladıkça mutluluktan uçtuğum şeyler de oluyor.

Ama biliyorum ki şu an şu dakika İsveçli çocukta, Sudanlı çocukta yaşıyor. Bir onu düşünüyorum bir diğerini…

Kalbiniz hangi ülkede ya da şehirde kaldı? En çok sevdiğiniz ya da sevmediğiniz yer neresi?

Kalbim benimle onu hiçbir yerde bırakmadım. Ama paramparça olduğunu söyleyebilirim. Bunu sadece kötü manada söylemiyorum. Bazen bir yeri özlüyorum,” Ahh şuanda orada olmak vardı” diyorum. İki damla gözyaşıyla teselli ediyorum kalbi mi? Sonra ızdırap içinde olanların memleketleri geliyor aklıma, halimden utanıyor lokmamı yutamıyorum.

Sorunu cevabı tek değil. Bazı yerlerin tabiatına vuruldum, bazı yerlerin insanını çok sevdim. Ama gördüğüm hiçbir yerden hiç pişman olmadım.

Tüm bu süreçler zor olmuyor mu? Dergicilik bağlamında sorarsak? Nasıl bir ekibin ürünü derginiz?

İlk sayısı, Haziran 2010’da çıkan derginin sahibi, yazı işleri müdürü Ali Sami Palaz. Seyahat, kültür, sanat dergisi sloganıyla çıkan Köşe Bucak Dünya’nın ilk sayısında çıkış amacı; yeni yerler görmek, insanlarla tanış olmak, farklı tatlar tatmak, mekânların mevcut anlarına tanık olmak ve çıkında birikenleri insanlarla paylaşmak olarak belirtilmiştir. 128 sayfa, renkli baskı ile çıkan ilk sayıda; “Evliya Çelebi”, “İstanbul Eminönü”, “Nebâtiler Yurdu Petra”, “Taşkent-Balcılar Kasabasındaki Türkiye” ve dünyanın en yaşlı ardıç ağacını konu alan “Ağıl Ardıç”, “İstanbul’daki Çorlulu Ali Paşa Medresesi”, “Çarık”, “Sudan’ın Başkenti Hartum”, “Nil Nehri”, “Güneydoğu Anadolu”, “Mevlâna Bu Evde Doğdu”, “Kısaca Hindistan” gibi yazılar bulunmaktaydı.

Konya, İstanbul ve Ankara’da satışa sunulan Köşe Bucak Dünya dergisi, iki ayda bir yayımlanıyor. Genel yayın yönetmeni Derya Uzun Davulcu, editörü Hilal Seyhan. Bu zorlu yolculuğumuzun sonunda iyi bir yerde olduğumuzu düşünüyorum. Dergimiz Türkiye Gezginler Kulübü tarafından 2013 yılı en iyi gezi dergisi ödülüne layık görüldü.


 

Dünyayı dolaşmış bir olarak, Konya’nın sizdeki anlamı nedir?

İbn-i Haldun “Coğrafya kaderdir”  demiş. Yani yaşadığı coğrafya nın iklimi tabiatı insanı etkiliyor. Ben buna sonuna kadar katılıyorum. Hatta ilçe ve köylerin insanları bile mizaç olarak farklılıklar gösterebiliyor.

Dünya yı köşe bucak gezerken bunu daha iyi anladım. Bu şehirler için de böyle. Artık bazı şehirlerin benim için karakterleri var. Kimi şehirler şımarık, kimi şehirler aristokrat, kimisi tecrübesiz genç adam gibi acemi. Bu açıdan bakınca Konya şehri benim için yaşamın demlenip olgunlaştığı, dizinin dibine oturup ders alacağınız kemale ermiş vakur bir insan. Gelenin dinginliğini hissettiği, huzur veren bir şehir.

Ayrıca Hz. Mevlana’nın pergel metaforunda dediği gibi benimde bir ayağım burada hep sabit, diğer ayağım 72 milleti dolaşır.

Çok teşekkür ederiz. Son olarak aşağıdaki kelimeler sizin için neler ifade ediyor? Birer cümle ile ifade eder misiniz?

KONYA: Dünya da ki yuvam.

ÇOCUKLUK:Şimdi olsa da yaşasak.

KİTAP VE OKUMAK:Ya oku ya öl. ☺

İMECE:Görmüyor muzun zerreden küllüye her şey imece içerisinde,sende katılsana…?

Ve son söz

Yola çıkın, ister içinize doğru ister uzaklara doğru. Unutmayın başka coğrafyalarda uyanmak güzeldir.

 

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir