Zehrace İle Tesettür Giyime Farklı Bir Bakış

İzmir Mimarkemalettin Moda Merkezi ziyaretimde, sevgili Zehrace markasının sahibesi ile akıllarda uzun süre kalacak bir röportaj gerçekleştirdim.

Zehra Kamacıoğlu, sadece tasarımcı değil. Bir kadının hedeflerinin olmasını önemsiyor. İşini en iyi şekilde yaparken mücadele eden tüm kadınlara ilham kaynağı olacak bir hayat hikayesi var. Tüm bunları anlatırken, aynı mücadele içindeki kadınlara yalnız olmadıklarını tüm samimiyeti ile hissettirdi. Güçlü, gücünü kendisinden alan Zehra Kamacıoğlu, moda dünyasında düşlerini gerçekleştirenlerden değil, ötesini başaranlardan.

Kendisine teşekkür ediyor, başarısının değerini arttıran, zorlu yolculuğunu sizlerle paylaşıyorum…

756865C4-BAE0-48AD-88CD-E7A25F0BDF69

Hija: Tasarımlarının hayat bulduğu bu yeri görmek beni çok mutlu etti. Sayısız model, yurtiçi ve yurtdışı siparişler görüyorum. İnternet üzerinden de satış yapıyorsun. Bu döngüyü belli bir düzene sokmak zor değil mi?

Zehra Kamacıoğlu: Ben tarzımın yansımadığı modelleri çalışmıyorum. Bununla birlikte, kendi hayatımda gösterişten uzak duruyorum. Fakat müşteri kitlemin istekleri çok önemli benim için. Onlara özel çalışmalarım da var bu modellerin içinde. Tasarım yaptığım zaman düğmesine kadar uygun ve kaliteli malzeme arıyorum, kumaşçıya kendim gidiyorum ve müşteri siparişlerimin listesini gözden geçirdikten sonra gönderimini sağlıyorum. Her aşamayı bizzat kontrol ettiğim ve benim yönetimimde olduğu için belli bir düzenimiz var. Örneğin kumaşa dokunmazsam, renk seçimi yapmazsam olmaz.

8931111C-C170-47AE-81DB-97B7566BBC65

Hija: Tarzının dışına çıktığın oluyor mu?

Zehra Kamacıoğlu: Tarzımın tamamen dışında tasarladığım elbisem oldu. Burada mankenimize giydirmeden önce kalıbı, kumaşı kontrol ediliyor ama tarzım değildi. Müşterilerimin yoğun isteği ile farklı renklerde ürettik. O elbisem kısa sürede tamamen tükendi. Çünkü bir tasarımcı, farklı istek ve zevklere dikkat ederse, başarılı oluyor.

Hija: Tesettürlü hanımlar için tasarım yapmak zorlayıcı mı?

Zehra Kamacıoğlu: Normalde açık bir bayana her çeşit kumaştan tasarım yapılabilir. Ama tesettürlü bir hanım için en dikkat ettiğim şeylerden biri kumaş. İç göstermeyecek ama yaz sıcaklarında bunaltmayacak. Şal veya eşarp seçeceği için, zorlanmayacağı renk kombinasyonları seçmem gerekiyor. Bir yıl boyunca sakladığım kumaşım var, renk seçiminde yeni karar verdim.

26BF1CFB-5871-4F55-A8E2-9B16577BC322

(O esnada gördüğüm kumaş ve modellere hayranlık duyduğumu ekliyorum, desenleri moda dünyasının bir sonraki sezonda kullanacağı renk kombinasyonlarından oluşuyor. Yani bugün aldığınız modeller, seneye moda olacak nitelikte. Hatta ben bir sonraki sezonu bilmiş bilmiş anlatırken, bana kesinlikle bulamayacağımız bir kumaştan elbise gösterdi ve tasarım bu dedirtti. 🙂 )

Hija: Yeni sezonda nasıl değişiklikler var?

Zehra Kamacıoğlu: Hanımlar artık sıcak yaz günlerinde bunalmak istemiyor. Makyajları akıyor, ter izleri oluyor. Ben modanisa.com  başta olmak üzere viskon kumaştan elbiseler de tasarladım. İç göstermediği gibi dökümlü de duruyor. Özel günlerinde artık kilolu gösteren, terleten elbiseler giymek zorunda değiller.

AC44C6FC-E441-480B-AE7F-FE238F6DB3D1

Hija: Muazzam bir emek verildiğini görüyorum. Buraya gelecek olan herkes bunu görecektir. Bu noktaya gelmeden önce Zehra Kamacıoğlu ne yapıyordu? Bize bu işi yapmaya nasıl karar verdiğini anlatır mısın?

Zehra Kamacıoğlu: 2000 yılında kuaför ve güzellik salonumu açtım ve bayan ekiple çalışıyordum. Hanımlar bayan ekip olduğu için çok rahat etmişti ki o yıllarda nadir bulunan bir durumdu bu. Haliyle, tesettürlü hanımları da yakından gözlemleme şansım oldu. Hepsi, güzel kıyafetler bulamıyor, özel günlerde başlarını örterken zorlandıklarından yakınıyorlardı. Bana özel günlerde türbanlarını bağlamam için gelen hanımların sayısı çok fazlaydı Nasıl bulamıyorlar, neden düğün gibi özel günlerde hep tek tip görünüyorlar diye düşünürken, müşterilerimin anlattıkları üzerine beş sene kafa yordum. Giyimlerine çok dikkat ettim. Bedenlerine uymayan kıyafetleri, fazla seçenekleri olmadan giyiniyorlardı. Ben sade ama şık türban başı tasarlarken elbiseyi görmeden asla başlarını yapmıyordum. Doğal olarak uyumlu ve şık oluyordu. Sonrasında işim o kadar büyüdü ki, cadde üzerinde 200 metrekareden büyük bir salon açtım.

2000 yılında eşarplarda seçenek yoktu. Sonraki beş sene, seçenekler arttı. Tabii müşterilerin talebi de artmaya başladı. Bana örtü getiriyorlardı, ben bugünkü haline benzer türbanlarını bağlayıp şekil veriyordum. Büyük özen gösterince, aynı modeli defalarca yapamam dedim. Çünkü türbanın malzemelerini bile iki gün öncesinden seçer, her bir müşteriye aynı kalitede tasarım yapardım. Bir gün terzime gidip, bu eşarbı hazır hale getirmek istiyorum. Taksın ve çıksın dedim. Terzi: “Ben hayatımda böyle şey duymadım, yapamam ki” dedi. Müşteriler bana “Sen türbanımın her şeyini yap ben gideyim, hazırca takayım” diyordu. Çünkü muntazam ve şık duracak türban tasarımı yapan mekanlar hem yoktu, hem de var olanlar müşteriye güven vermiyorlardı. Müşteri de örneğin yurtdışına gidecekse, yanında beğendiği türban modelini bozmadan götürmek istiyordu, gideceği yerde aynı özeni bulamayacağından endişe ediyordu.

Hazır türban projem, terziler tarafından daha önce duyulmamış bir şeydi. Haliyle nasıl yapacağımı bilemiyordum. Gençken şapkasız çıkmazdım, hatta kuaförde bile şapka taktığım için şapkalı kuaför derlerdi bana. Tesettürlü kızlar, üniversiteye şapkalı, peruklu girmek zorunda kaldıklarında bunun acısını onlarla beraber ben de yaşadım. Çünkü kuafördüm ben…Açık bir kadın özgürdü. Ancak tesettürlü bir kadın, her alanda mağdur…Peruk gelirdi elime, peruğu takardım, kızlar üniversiteye giderdi. O peruğu takarken çektiğim acıyı hiç unutmam. Dertlerini dinledim, ve saçlarını örtmeye çalışırken aynı duyguları paylaştım. Şapkalarını da bana taktırırlardı. Çünkü eşarbı şapkaya tutturmak zordu. Şapkacıya giderek o şapkayı şal ile birleştirip form verdirdim. Aynı tonlarda şal ve şapkayı birleştirdim ve karışmazlar diye düşündüm. Tesettürlü kızlar için bir çözüm olmalıydı. Sonra öğrendim ki gerçekten karışmamışlar. Bir öğrenci müşterim, bu şapkaları denedikten sonra okula 150 adet götürmüştü. Sıkıntı bu derece büyüktü. Her gün eve giderken, tesettürlü kızların onur mücadelesini anlattım anneme. Yaşadıklarını, sıkıntılarını ve ne kadar güzel yapılmış olursa olsun, peruktan duydukları rahatsızlığı…

Hija: Geçmişte yaşananlar, tesettürlü olmayan kesim tarafından nasıl karşılanıyordu?

Zehra Kamacıoğlu: İnsan olmak, erdem sahibi olmak sonradan kazanılan şeyler değil. Açık veya kapalı fark etmez. Sen de biliyorsun ki, bizi ayıran iyi veya kötü oluşumuzdur. Bana kuaför salonuna kapalıları neden alıyorsun diye tepki gösteren müşterilerimi bir daha salonuma almadım. 

hija.be

 

Hija: Şapka ile şalı birleştirerek tasarlayan ilk tasarımcısın. Peki şapkadan nasıl hazır türban çıktı?

Zehra Kamacıoğlu: Bir akşam başımı tıpkı kuafördeki gibi yaparak örttüm. Anneme arkadan bağlattırdım. Öylece başımdan çıkardım. Terziye götürdüm ve her yerini diktirttim. Kuaförde dikişlerin görünen kısımlarına pili ve büzgü yaptım. Ama yine istediğim gibi profesyonel bir görünüm olmadı. Tıpkı tasarladığım hazır türbanlar gibi olmalıydı. İzmir’de kumaşçıları terzileri gezdim, gezmedik yer bırakmadım. Kimse çok zahmetli olan bir ürüne numune bile çıkarmaya yanaşmıyordu. Kesimi kalıbı detaylıydı çünkü.

Derken aklıma, önceden tasarladığım şapka geldi. O şapkayı diktirttiğim şapkacıya gittim. Ve tesettürlü kızların o yıllarda kurtarıcısı olan şapkam, bana hazır türbanımı getirecekti. Şapkacı büyük bir özenle kalıbını çıkardı ve şimdi bana kumaş getireceksin dedi. Eşarp olur mu dediğimde olmaz demişti.

Ve kumaş arama çabalarım başladı. Kumaşlar parlak, kalitesiz, kaygan ve başımızda durmayacak cinstendi. Kumaş ve tekstilden anlamayan ben, İzmir Kemeraltı’nda kumaş arıyordum. 🙂 Eşarp çeşidi yokken kumaşını aramak deli işiydi…Üstelik o yıllarda şal denen bir şey yoktu. Peşinde koştuğum tasarım, ne kumaşı ne de şekli ile daha önce yapılmamış ve duyulmamıştı. Halbuki Atatürk’ün annesi bile şal takar dikkatini çektiyse. Ve ilk kumaşımı nihayet buldum, ilk kumaşım sadece beş metreydi. Şapkacı kumaşı götürdüğümde işin bi etikete kaldı demişti…Ama ben, ortaya çıkan ürünün mükemmel olduğunu görmeden etiket aşamasına geçmedim uzun süre.

hija.be

Hija: Etiket aşamasına geçerken Zehrace ismi nasıl doğdu?

Zehra Kamacıoğlu: Aklımda tabii ki bir isim bulmak var ama benim hayatım tesettürlü hanımlara çözüm bulmakla geçti. Hazır türban yaptım ama o kadar güzel buldukları bir tasarıma yine şık abiye ve elbise modelleri istediler. Hep ihtiyaç, ihtiyacı doğurdu. Ben tesettürlü hanımlarla aynı aşamalardan geçtim. Onlarla üzüldüm, onlarla mutlu oldum. O yüzden markanın sonuna tesettür kelimesini eklemeyi düşündüm. Ama, yaptığım işler gibi orjinal olmalıydı isim. Yine kuaförde tv izlerken, ekranda Ece Erken‘in programı vardı. Hani insanın aklına olmadık zamanlarda bir fikir gelir ya, benim de aklıma ce eki geldi. Hani örnek olarak söyleyeyim, Hija’nın sonunda nasıl be varsa, benim de ce oldu. Benim bakış açımı yansıtan bir isim. Çünkü bu tasarımlar Zehra’ca bir bakış açısı ile tasarlandı.

Hija: Hazır türban ambalajın çok güzel, bu özel tasarladığın bir ambalaj türü mü?

Zehra Kamacıoğlu: Doğru ürün çıkaracaksan önce kalitesinden emin olmalısın ki bu senin kaliteni yansıtsın. Ben kalıbımı, kumaşımı,etiketimi, her ayrıntıyı büyük bir özenle tamamladım.Aynı özeni müşterime de yansıtmak isterim. Bir eşarpçıya gitmiştim, anneme hediye alacaktım bir poşete koydu verdi bana. Diğer eşarpçıya gittim, o da bana poşet olduğunu söyledi ve bone kutularını gösterdi 🙂 Ellerindeki eşarp kutularını da vermiyorlardı. Yine bir gün salondayım, çalışanımı pastaneye gönderdim. Gelen pasta kutusu hem çok şıktı hem de pastayı bozmuyor. Çok özen gösterdiğim ve bozulmasını istemediğim hazır türbanlarımın da aynı formda kalmasını istiyordum. Pasta kutusundan ilham alarak, aynı özenle hazır türbanları koruyacak bir kutu fikri doğdu.

Hija: Zehrace markası nasıl duyuldu?

Zehra Kamacıoğlu: 2012 Yılında katılmayı arzu ettiğim İstanbul tesettür fuarı vardı. Allah nasip ederse oluyor bazı şeyler. Katılamayacağımı düşünürken, son anda katılabileceğimi öğrendim. Gece, gündüz tasarımlarımı yetiştirmeye çalıştım ve başardım. (Sibel Arna, hazır türbanları denedikten sonra, ” Sırf merakımdan denedim. 15 saniye içinde tesettürlü bir geline dönüştüm.” diyor. Yazı için tıklayın) Daha sonra, İngiltere’de müslüman kadının giyim tarzı ile ilgili belgesele konu oldum. Benimle röportaj yapan İngiliz kanalı, müslüman kadının tesettürlü ve şık olabileceğini benim tasarımlarımla anlattı.

Hija: Son olarak, özel tasarım tercih edecek hanımlara önerilerin neler?

Zehra Kamacıoğlu: Tasarımda kumaşa dikkat etsinler. Taşıması zor ve ağır kumaşlar kilolu gösterir, yaz kış fark etmez terletir. Bir düğün salonunda kendinizi düşünün, yoğun bir günde giyeceksiniz ve yorulup terleyeceksiniz makyajınız bozulacak. Türbanda ise yapılan hata,  özel günlerde aşırı süslemeli olması ve kıyafetten ayrı durması. Aslında türban, elbiseye uygun olarak önceden hazırlıkları yapılması gereken bir parça. Uyumlu ve çok şık olacak, ki en çok dikkati çekecek yer olan başımız oluyor. Halbuki hazır türban, evde çeşitli şekillerde denenebilir, zaten tasarımlarımızla uyumlu olarak üretiliyor.

Sevgili Zehra Kamacıoğlu’na samimi cevapları için tekrar çok teşekkür ediyorum. Tasarımlarına aşağıdaki linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Modanisa 

Facebook

İnstagram

www.zehraceonline.com

WhatsApp 05548540771

 

 

 

 

 

 

 

Yazar: hija

2 thoughts on “Zehrace İle Tesettür Giyime Farklı Bir Bakış

    vahide

    (4 Eylül 2015 - 19:07)

    röportajı büyük keyifle okudum. Hikayede adeta kendimi buldum diyebilirim. Emeğine sağlık

      hija

      (4 Eylül 2015 - 20:32)

      Çok teşekkür ederim, kendisi gerçekten örnek alınacak bir kadın…

Bir Cevap Yazın